YABANCI ÜRÜN KULLANMA ALIŞKANLIĞINA DEVAM MI? ÖZGÜN ÜRETİM Mİ?

Teknolojiyi üretmek yerine genelde tüketmeye alışmış bir toplumuz. Belki yabancılar ürettiklerini kolay satabilmek için bu algıyı bizlere yıllar önce satmışlardır. Özellikle bilişim sektörüne yıllarını vermiş ve binlerce müşterisine yazılımlarını kullandırabilme şansını yakalamış biri olarak ülkem için faydalı olacağına inandığım birkaç gözlemimi paylaşmayı bir zorunluluk, bir borç olarak hissediyorum.

Çoğu konuda olduğu gibi ülkemizde yazılım konusunda da bir yabancı hayranlığı had safhaya ulaşmıştır. Bu nedenle maalesef ülkemiz bir yabancı yazlım mezarlığına dönüşmüştür. Hâlbuki sektörümüz de genelde iyi eğitim almış insan kaynağı ile donanmış olmasına rağmen, şirketlerde büyük oranlardaki bu alışkanlıkları anlamakta gerçekten zorlanıyoruz. Yabancı ise iyi, yerli ise kötü anlayışına bir şekilde son vermeliyiz, eşitler arasından mümkünse yerliyi seçmeliyiz.

Sektörde bazı karar vericiler yeri geldiğinde yüzbinlerce dolarlık proje çöp olunca: “Ben dünyanın en iyi markasını satınaldım, daha ne yapabilirdim ki?” deyip işin içinden çıkabiliyorlar. İlginçtir ki, yaşanan onca sorunlu projeye rağmen, o ünlü yabancı markaların yıldızı bir türlü sönmüyor. Oysa yerli yazılım projelerindeki en küçük sıkıntı bile ilgili tedarikçinin ciddi şekilde yıpratılmasına neden olabiliyor.

Yerli yazılım üreticileri olarak diğer sanayi dallarına göre çok şanslıyız. Üretim yatırım maliyeti bizler için bir yazılımcı, internet ve dizüstü bilgisayarından ibarettir. Yazılımcılarımız, geliştirme yaparken güncel en ileri teknik bilgilere anlık olarak erişebiliyorlar. Özetle, günümüz şartlarında kaliteli yazılım üretmekte artık yabancı rakipler ile yarışabilecek noktalara ulaşmış durumdayız.

Yabancı yazılım üreticilerinin, ürün ortaya çıktıktan sonra güçlü eko sistemlerinden dolayı pazar bulma avantajları mevcutken, bizim üstünlüğümüz ise ürün geliştirme ve hizmet maliyetlerindeki rekabet etme avantajıdır. Hal böyle olunca bizim gibi genç nüfusa sahip olan ülkeler için bilişim işini, stratejik ve katma değeri yüksek bir sektör olarak seçilip sektöre yoğunlaşılmalıdır. Bu tercihe de geleceğimiz için önemli bir fırsat olarak bakılmalıdır. Yoksa yabancı ürünlere adam-gün cinsinden uyarlama danışmanlığı yapmak, küresel markaların aranan danışmanları olmaya çalışmak ve buralardan garantili, iyi paralar kazanalım anlayışı ile hareket etmek ancak saman alevi etkisi yaratacak ama ülkemizin geleceğine çok faydası olmayacaktır. Bu anlayışla dünyaya özgün ürün markalarını çıkaramayacağız, teknolojimiz gelişmeyecek ve her zaman dışarıya bağımlı durumda kalacağız.

Bunun yerine, ülkemizde henüz ele alınmamış konularda özgün ürünler geliştirmeli, önce yurtiçinde yabancılarla rekabet edip başarı sağlamalı, ondan sonra da bu başarılı ürünleri yurtdışına taşımalıyız. Sektördeki bazı deneyimli uzmanlarımız konuya: “Bunu Batılılar zaten yapmışlar, bizim yapmamıza ne gerek var? Yazılım üretip dünyaya satmak hayalden öte bir şey değildir” anlayışı ile bakıyorlar; ancak bu yaklaşımların doğru olmadığını şimdi sektördeki öncül firmalardan biri olarak yaşayarak görebiliyoruz.

Şüphesiz teknoloji firmalarımızın bu noktaya gelmelerinde 2001 yılında çıkarılan Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun çok büyük katkıları vardır. Ancak son dönemde bürokrasimizin; Türkiye pazarını kaybetmek istemeyen yabancıların Teknoparklara sağlanan ayrıcalıkların kaldırılması hususunda yapılan yanlış ve haksız yönlendirmelere cesaretle karşı durmaları, sektörün büyümesi için hayati önemdedir. Özellikle dışarıdan yapılan müdahalelerdeki amaç, katma değeri yüksek ve stratejik olan bu alanda tamamen kendilerinin hâkim olma istekleridir.

Şunu da özellikle vurgulamak gerekir ki; değerli bilişim çalışanlarının, yabancı markalar ve onlar ile eşit özelliklere sahip yerli ürünler arasından bizim olanı tercih ederek ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğine en büyük desteği sağladıkları asla unutulmamalıdır.