Sorunlarınızı En Hızlı Şekilde Çözüme Kavuşturalım!
Çözüm Ara

Yapay Zekâ ile Kurumların Dönüşüm Hızı Yeniden Tanımlanıyor

Yapay Zekâ ile Kurumların Dönüşüm Hızı Yeniden Tanımlanıyor

Dijital dönüşümün artık tüm sektörlerde zorunlu hâle gelmesi, şirketlerin teknolojiye yaklaşımını kökten değiştiriyor. Günümüz iş dünyasında rekabet sadece ürün kalitesiyle ya da operasyonel verimlilikle ölçülmüyor; kurumların kendi içlerinde ne kadar hızlı inovasyon üretebildiği de stratejik bir ayrışma noktası hâline geliyor. Bu noktada iş dünyasında gelişen yeni ihtiyaçları yakından takip ederek dönüşümün hızlı ve sürdürülebilir bir şekilde gerçekleştirilmesi şirketler için kritik hale geliyor. Son on yılın verileri bu dönüşümü daha da görünür kılıyor. Araştırmalara göre 2016’da yaklaşık 10 milyon parametre ile çalışan yapay zekâ sistemleri, 2025’te 1.8 trilyon parametre seviyesine ulaştı; 2030 içinse 1.3 kentilyon parametreye yükseleceği öngörülüyor. Bu ölçek artışı, yalnızca teknik ilerlemeyi değil, inovasyon hızının gelecekte nasıl yeniden tanımlanacağını da ortaya koyuyor.

Bu dönüşümün şirketler üzerindeki etkilerini kapsamlı şekilde ele alırsak öncelikle yazılım geliştirme alışkanlıklarının küresel ölçekte yeniden şekillendiğinin altını çizmek gerekir. Yakın gelecekte geliştirme süreçlerinin önemli bir bölümü yapay zekâ destekli modeller üzerinden ilerleyecek. Geleceğin kazananları, teknolojiyi sadece kullanan değil; teknolojiyle birlikte kendi iç inovasyon döngüsünü hızlandırabilen şirketler olacak. Küresel eğilimler de bu dönüşümü teyit ediyor. Forrester, low-code pazarının 2027’de 48.8 milyar dolar büyüklüğe ulaşacağını öngörüyor. Bu büyüme, kurumların daha hızlı geliştirme yapabilmek için esnek ve erişilebilir teknolojilere yöneldiğini açık biçimde ortaya koyuyor. ABD’de şirketlerin %65’i low-code tabanlı çözümleri aktif olarak kullanırken, Türkiye’de bu oranın kısa sürede %30’un üzerine çıkması bekleniyor. Bu veriler, şirket içi inovasyon süreçlerinin demokratikleştiği ve geliştirme gücünün yalnızca teknik ekiplerle sınırlı olmadığı, tüm çalışanlara yayıldığı bir döneme işaret ediyor.

Bu yaklaşım, kurum içi inovasyonun daha yaygın ve erişilebilir bir yapı hâline gelmesini hedefliyor. Geleneksel yazılım geliştirme döngülerinde bir fikrin hayata geçmesi çoğu zaman uzun süreler alırken, yapay zekâ destekli yeni modeller bu süreci önemli ölçüde hızlandırıyor. Çalışanlar, ihtiyaçlarını çok daha kısa sürede prototipe dönüştürebiliyor; doğal dil ile yönlendirme, anlık analiz, otomatik öneri mekanizmaları ve gerçek zamanlı destek sunan akıllı sistemler sayesinde fikirden uygulamaya giden yol daha verimli hâle geliyor. Böylece kurumlar sadece geliştirme hızını artırmakla kalmıyor; aynı zamanda iç dönüşüm süreçlerini daha esnek, sürdürülebilir ve rekabetçi bir yapıya kavuşturabiliyorlar. Low-code’un benimsenmesindeki artış da bu dönüşümün yapısal bir trend olduğunu gösteriyor; teknolojik altyapı tercihlerinin inovasyon hızını doğrudan etkilediği açıkça görülüyor.Üzerinde durmamız gereken bir diğer önemli nokta ise yapay zekânın karar alma süreçlerine etkisi. Artık kurumlar sadece veriyi depolamıyor; o veriden anlam üreten, riskleri öngören, süreçleri optimize eden akıllı mekanizmalarla çalışıyor. Bu da dijital dönüşümü bir “teknoloji projesi” olmaktan çıkarıp sürdürülebilir bir yönetim modeli hâline getiriyor. Yapay zekâ destekli araçların sunduğu analiz gücü, işletmelerin stratejik kararlarını daha hızlı ve daha yüksek doğrulukla almasını mümkün kılıyor. Gartner’ın verilerine göre kurumsal yazılım harcamalarının 2025 yılında %13.3 oranında büyümesi, kurumların karar alma süreçlerinde yapay zekâ tabanlı sistemlere olan bağımlılığın hızla arttığını ve bu alandaki yatırımların stratejik öncelik hâline geldiğini ortaya koyuyor.Pek çok şirket yapay zeka destekli dijital dönüşümü gerçekleştirebilmenin kritik unsurlarını sorguluyor. Bana göre bu dönüşümün en kritik etkisi organizasyon kültüründe ortaya çıkıyor. Teknolojiyi tüketen değil, teknolojiyle üreten şirketler önümüzdeki dönemde çok daha güçlü konumda olacak. Sürdürülebilir başarı ise ancak bu kültürel dönüşümü içselleştiren ve teknolojiyi stratejik bir değer olarak gören kurumlarla mümkün olacak.

Türk şirketlerinin küresel rekabet içerisinde güç kazanabilmesi için de bu kültürel dönüşüm kritik önem taşıyor. Uluslararası pazarlardaki dinamikleri takip eden, kendi potansiyelini doğru konumlandıran ve yapay zekâ destekli çalışma modellerini stratejik bir avantaj olarak konumlayan şirketler   yalnızca teknoloji tüketicisi olmaktan çıkıp küresel rekabetin aktif oyuncuları hâline gelecek.

Sonuç olarak, yapay zekâ yalnızca yazılım geliştirme biçimini değiştirmekle kalmıyor; kurumların işleyişini, kültürünü ve dijital dönüşümünü de köklü bir biçimde yeniden tanımlıyor. Biz de Bimser olarak bu vizyon doğrultusunda, geleceğin kurumlarını daha güçlü ve sürdürülebilir dijital yapılara dönüştürmek için çalışmayı sürdürüyoruz.

Murat ATICI

CEO –  Bimser

    Yorum Yap

    E-Posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Zorunlu alanlar * ile gösterilmiştir.