KORONADAN SOSYAL REFAHA DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜN DEVRİM GÜNLERİ

Önceleri sanki film seyreder gibi izledik herşeyi….sanki başka ülkelerin bize hiç uğramayacak bir meselesi gibi davrandık…mart ayı başlarında, özellikle İtalya’dan ve İran’dan gelen haberler artmaya başlayınca işin ciddiyetini anlamaya başladık. Nihayet 13 mart akşamı okulların tatil edilmesiyle ve ilk vakkaların duyulmasıyla işin kapıya dayandığını somut olarak anlayarak, daha önce hiç yaşanmamış yepyeni bir tarihe şahitlik etme deneyimine girdik külliyan. Bu yazının amacı herkesin günlerden beri dinlemekten bıktığı şeyleri tekrarlayarak karamsarlık dalgasını büyütmek değil, tüm bu olumsuzlukların iş yaşantımıza yaratacağı bazı hayırlı gelişmeleri anlatmak.

Stelios Kavaldias, Costas Ladas ve Christoph Loch üçlüsü Harvard Business Review dergisinin ekim 2016 sayısında “Dönüşümsel İş Modeli” (Transformational Business Model) yazılarını yayınladıklarında iş dünyasında yepyeni bir sayfa aralandı. O güne kadar dijital dönüşüm olayını salt dijital teknolojiler bağlamında değerlendiren iş dünyası yepyeni bir kavramla karşılaştı. Kavaldias, Ladar ve Loch üçlüsü iş dünyasına dijital dönüşüm kavramının özünde “dijital teknolojilerde” değil, “dönüşüm” tarafında olduğunu ortaya koydukları dönüşümsel iş modeli teorisinde sergiledi. Onların dönüşümsel iş modelinde anlattıkları yeni çağın gereksinimlerine yönelik 6 adet inovasyon yaklaşımını (kişiselleştirme, kapalı döngü süreç, varlık paylaşımı, işbirlikçi ekosistem, kullanım bazlı fiyatlandırma ve çevik organizasyon) ile dijital çağın teknolojik uygulamalarıyla birbirine bağlayan bir modeldi. Yani, tek başına hiçbir teknoloji modelin diğer kısımlarından bağımsız ele alınmamalıydı.

Kavaldias, Ladar ve Loch’un Dönüşümsel İş Modelinde bahsettikleri “Kapalı Döngü Süreç” modelin en ilginç ve daha önce hiç ele alınmamış bir yaklaşımı getiriyordu. Yani, firmaların dijital dönüşümde dikkat etmesi gereken sadece kar maksimizasyonuna yönelik yaklaşımlar değil, toplumsal refahı ilgilendiren konular da olmalıydı. Bunlar içinde karbon emisyonunu azaltan metodlarla üretimi şekillendirmek ilk başta şirketler için çok gerekli olmasa da insanlığın evrensel değerleri adına düşünülmesi gereken işler gibi algılandı. Zamanla bu evrensel refaha yarayan tedbirler tüm şirketlerin maksimum düzeyde dikkat etmesi gereken konuların başında gelmeye başladı. Mesela, dünyanın en büyük otomotiv şirketi BMW yeni araçlarının tasarımında kullandığı malzemelerin karbon emisyon anlamında karbon ayakizini azaltan yapıda olmasını aracın diğer teknik özelliklerin önünde vurgulamaya başladı. Hatta o kadar ki, Münih’teki BMW World sergisinin önemli bir kısmı BMW’nun tasarımdaki bu tür buluşlarına ayrılmıştı. Burada vurgulanmak istenen şirketlerin dijital çağa ayak uydurmak için yapması gereken sadece en popüler dijital teknolojileri hızla uygulamak değil, esas olarak bu çağın gereksinimlerine uyacak iş modellerini yaratmak. Dijital teknolojiler ancak bu yeni modellerin yaratılmasından sonra, onları etkili ve çevik şekilde devreye alırken yardım edecek faktörler. Ve, esas kritik nokta da; bu yeni iş modellerini yaratırken de sadece firmanın salt karlılığını sağlamak değil, toplumun, evrenin refahına katkıda bulunacak katkıları da dikkate almak. Korona virüs hayatımıza girene kadar yukarıda saydıklarımı sadece karbon emisyonunu düşürme olarak algılayan şirketler, Korona virüsünün gelmesiyle beraber bambaşka faktörleri de dikkate almaları gerektiğini anlamaya başladılar.

Şimdi artık şirketlerin, kurumların öncelikle dikkat etmeleri gereken Korona virüsle beraber oluşan derin toplumsal infial halindeki çalışanlarını böylesi bir dönemde güvenli ve iyi hissetirmek. Ama sanılmasın ki bu gayret sadece toplumdan izole kaldığımız dönemle kalacak. İşin belki de en ilginç tarafı, bu çok özel dönem normale döndüğünde şirketlerin genel anlamda itibarları bu değerleri kriz sonrası dönemde de koruması olacaktır. Yani, daha açık konuşmak gerekirse, 2020 yılı sonunda en çok değer gören şirketler faaliyet raporlarında “Korona krizine rağmen karlılıklarını koruyanlar” değil, “krize rağmen çalışanlarını koruyan ve kollayan” firmalar olacaktır. Bence bu krizin tüm topluma bırakacağı faydalı dersler anlamında en önemli çıkarımların (ailemizle ve sevdiklerimizle daha yakın ve daha çok zaman geçirmenin yanında) yaşantılarını sadece elde edecekleri marjlara odaklamış şirket yaşantılarının artık şimdilerde toplumsal refahı gözetme anlamında varacakları farkındalık olacağını düşünüyorum. Buna da aslında dijital dönüşümün toplumsal refah devrimi demek çok da yanlış bir saptama olmayacaktır. Şüphesiz ki dijital dönüşüm anlamında hala ne yapması gerektiğini idrak edemeyen şirketler dönüşümsel insiyatifler anlamında çok ciddi anlamda bir farkındalık ivmesi kazanacaklardır, ama bu farkınladığını toplumsal refah zihniyetiyle çalışanlarını kollayanlar ve olumlu anlamda geliştirenler diğerlerine oranla çok daha farklı değerlendirilecekler, ve yeni çağın yeni düşünce modeli içindeki çağa çok daha sağlam şekilde geçeceklerdir. Öncelikle herkesin sağlığını koruyarak bu dönemi atlatmasını umarak; bu zor günlerin ardından bambaşka yaklaşımlarla dolu, çok heyecanlı bir gelişimin yaşanacağı günlerde buluşma dileklerimi sunarım.