Hani hep örnek verilir ya “teknoloji ve bilişimin hızındaki değişim otomotiv sektöründe yaşansaydı sadece bir litre benzin ile dünyanın çevresi dolaşılabilirdi” diye… Ben ve yaşıtlarım, işte böyle hızlı bir değişimin olduğu sektör olan bilişimin “tanımının yapıldığı” yıllarda doğmuşuz, sektörün gelişim sürecini başından bugüne kadar her aşamasına şahit olmuşuz, sektörle birlikte yol almışız…  Bence epey de şanslıymışız…

70’li yıllarda sektöre yön veren Steve Jobs ve Bill Gates gibi önemli isimler silikon vadisinde dünyayı şekillendirecek projelerini başlattılar.  Ülkemizde ise o yıllarda bilişim sektörü tam bir emekleme dönemini yaşıyordu. Üniversiteden 1977 de mezun olduğumda ülkemizde bu gelecek vadeden alanda çalışabileceğimiz sadece 30 civarı irili ufaklı bilgi işlem merkezinin olduğunu hatırlıyorum. Günümüzle bir kıyaslama yapabilmek için, bu merkezlerdeki makinelerin hafıza büyüklüklerinin 32-64KB arasında değiştiğini söylememde fayda vardır. Makinelerin ortalama fiziksel büyüklükleri çoğunlukla bir yatak odasını dolduracak hacimlerde olurlardı. Sizlerin bugün hatıra olarak baktığınız o dev bilgisayar odalarını siyah beyaz resimlerden hatırlayabilirsiniz. Fiziksel olarak büyük ancak bellek olarak küçük olan bu makinelerde çalışabilecek programları yazmak için tüm becerilerimizi ortaya koyardık; aksi halde programları bellek yetersizliğinden dolayı derleyemezdik. Donanımın gücünün bizlerin düşünce gücü ve yetkinliklerini daha o dönemden sınırlandırdığını söyleyebilirim. Ülkemizde hatırı sayılır sayıda mühendis, birçok yeni nesil fikri üretmeye çabalıyordu, tabii cihazların bize izin verdiği ölçüde…

1978 yılında hiç unutmam Ankara’da önemli bir kamu kurumumuz 128KB bellekli makineyi aldığında büyük ölçekli programlarımızı orada derleyebilmek için meslektaşlar olarak yarışırdık. Makine dili olan Assembler ile kod yazdığımızda kodları punch kartlarına deler ve kartların sırasını bozmadan programımızın derlenmesini isterdik. Eğer yazdığımız programda mantıksal veya delgi hataları çıkarsa, derleme listesine sarılı kartlar bize gelir ve düzeltmeler yapıldıktan sonra tekrar programı derlemek için gönderirdik, ancak iki derleme arasında çoğu zaman bir iki hafta beklediğimiz olabiliyordu. Şimdi bütün bunları elimizin altındaki makinelerde saniyeler içinde yapabiliyoruz…  O dönemlerde kurumların içindeki EBİM (Elektronik Bilgi İşlem Merkezi) bölümleri çoğunlukla, “Bordro Hesaplama ve Muhasebe Defterleri” basılması için bilgisayarlar kullanılırdı. Üniversitelerimizde bilgisayar mühendisliği bölümleri henüz açılmamıştı.    

Donanımın yanı sıra günümüzde yazılımcıların verimliliğini artırmak için, Türkiye’de birkaç yıldır hem yazılımdan sorumlu ekip arkadaşlarıma hem de yazılım kullanıcısı sektördeki meslektaşlarıma sürekli dile getirdiğim Low Code seviyesinde sürükle-bırak mantığında yazılım geliştirme yapılabilen platformları yerli olarak da üretebilir hale geldik. Bu açıdan o günlere baktığımızda “yazılım endüstrisinin sağladığı verimliliği” de o günlere göre yüzlerce kat artırılmış oldu. Yazılıma ilk başladığımız o yıllarda değerli olan “makine zamanı” idi; biz programcıların zamanlarının fazla bir değeri yoktu. Şimdilerde ise başarı formülü tersine döndü… Bellekler ucuzladı, artık yazılımcılarımızın zamanları çok değerli olmaya başladı.

Günümüzde bilişimin desteği, her sektörün merkezine yerleşerek adeta tüm sektörler için bir kaldıraç görevini görerek dünyamızı çok hızlı değiştirmektedir. Bir düşünün, sadece bilgisayarlarımızın bellekleri değil, yaşamımızın her alanında akıllı cihazlar yerlerini aldılar, kolumuzdaki saatlerden kullandığımız  beyaz eşyalara kadar milyonlarca kat büyüyen adet ve kapasiteden söz ediyoruz. Özellikle internetin ve bulut bilişimin gelişmesi ve yaygınlaşması ile yazılım ürünleri günümüzde dünyadaki tüm insanlar tarafından yoğun bir şekilde kullanılmaya başlandı. Bu sayede bilgi değişimi ve dönüşümü hızlandı. İş uygulamalarında ise işletmelerin verimlilikleri artırıldı; sosyal medya, iletişim, oyun alanları olmak üzere aslında gözümüzü açtığımız her alanda yazılımlar hayatımızın ayrılmaz parçaları oldular. Bütün bunların sonuçları ile dünyamızın ve insan yaşamının temeli “yeniden şekillendi”… Bu hızla devinen serüvendeki ilerlemelerin eksponansiyel olarak artacağı önümüzdeki dönem hakkında tahminlerde bulunmaya çalışmak hem heyecanlı hem de zor… Konunun geleceği noktayı, hem fütüristlerin hem film senaristlerinin hem de sosyal medya “viral” video üreticilerinin kaleminden takip etmesi dahi son derece heyecan verici…

Bugün ülkemizin yazılımcılarının emekleri ile ortaya çıkan yazılım kaynaklı şirketimizi, onlarca dünya yatırımcısı tarafından ya satın alınmış veya ortak olunarak dünyaya açılmış önemli sayıda şirketimizin olması son derece gurur verici… Dünyanın en önemli makine öğrenmesi ve yapay zekâ tabanlı görsel sanat tasarımcılarından olan ve her yıl sayısız ödül kucaklayan Refik Anadol’un bile “bizden” olması ne kadar da değerli…  Kurucularından olduğum Bimser’in de bugün aynı şekilde ürettiği yazılımları ile küresel rekabet sağlayarak dünyanın birçok ülkesindeki sistemle entegre olabilecek kadar dinamik yapısıyla ürünler sunabilmesi hepimiz için büyük bir mutluluk…

Geleceğe dair beni düşündükçe heyecanlandıran temel soru… “dijital dönüşüm, yapay zekâ, otonom ve robotik sistemler ile dünya hayatı yeni formuna kavuşuyorken”, acaba dünya nereye gidecek ve biz kendi ülkemizi yeni dünyaya nasıl hazırlayacağız?..